![]()
![]()
"Hayat kimin hayatıdır?"
Hepimiz yaşarken bir şekilde hayatı severiz,iyi ve kötü yanlarını benimseyerek ya da benimsemeyerek. Buna rağmen hepimizin bir hayatı vardır.Ve bir de yaşamakta olduğumuz hayatın içinde küçük de olsa bir yerlerde barındırdığımız , hayalimizde hep yaşamak istediğimiz hayatımız.Belki varlığının farkındayız belki de farkına yeni varmaktayız kim bilir...
Keşke herkes kendi istediği hayatı yaşayabilecek kadar şanslı ve istediği hayatı yaşarken dilediği kadar mutlu olabilseydi.Böyleleri yok mu,tabi ki vardır ama çoğunluğun çok altındadır sayıları eminim.Tüm bunların ötesinde hayatımızın kontrolü başkalarının elindedir çoğu zaman.Peki ama o zaman şu soruyu sormamız gerekmez mi: "Hayat kimin hayatıdır?"
Hayatımız sayıca fazla zamanlarda tamamiyle kendimize ait olmaktan çıkar gider.Kontrolünü aileler,büyükler,tanıdıklar
İki kapı var hayatımızda.Birinden giriyoruz,birinden çıkıyoruz.Girişten çıkışa kadar geçen zaman zarfı içinde bir çok evreden sırasıyla bir öbürüne geçiş yapıyoruz.Kimi çok zor hatırladığımız;kimi hayatımız boyunca unutamadığımız ;kimiyse hatırlamak bile istemediğimiz anlarla doluyor.Peki en fazla olan hangisi oluyor?Neden hayatımız hep hatırlamak istediğimiz çılgınca yaşadığımız ve hiç unutamayacağımız anlarla dolup taşmasın.Neden böyle olmasın.Elimizde olmadan zamanın nasıl geçtiğini ve hayatın içinde bir yaşam mücadelesi vermek adına harıl harıl çalıştığımız zamanlar tabi ki çoğunlukta oluyor ama gençlikte?....Hatalar her evrede var iken gençlikte daha çok yapılıp doğrusu öğrenilmiyor mu?Ya o gençliği yaşamamıza izin verilmemişse,ya o gençliği yaşamalarına izin vermiyorsak?Anlar ne kadar anlamlı olduğunu ya da olmadığını sadece belirli yaşlarda mı gösteriyor.Koskocaman bir " HAYIR!"Peki ama biz biliyor muyuz hayatı yaşamayı...Hayat nasıl yaşanır.Kendine göre mi,başkalarına göre mi?Kime göre?Neye göre?Cevapları ne yazık ki bir tek kelime değil, di mi?
Hayatı yaşamak anlayarak,
Hayatı yaşamak anlatarak.
Hayatı yaşamak görerek,duyarak,hissederek.
Geriye asla dönemeyeceğini bilerek.
Hep ileri giderek,düne dönemeyerek,yarını bilemeyerek.
Günü yaşamak mı?Dün de kalarak mı?Yarına koşarak mı?
Zincirleme zaman tamlamasında var olarak mı?
Hayat bizim hayatımız.Ben o zincirleme zaman tamlamasında var olarak yaşamak diyorum.Sabaha karşı doğan güneşi görerek,günün batışını izleyerek,günün yerini geceye bıraktığını görerek.Ve yarın yine aynısının olacağını bilerek.İzin verin,İsteyin,Yaşayın.
Siz nasıl istiyorsanız.
Petek Kutlu - 21 Temmuz 2003, Pazartesi
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yine “ Ne hızlı geçti! Bir yılı daha devirdik işte. “ derken arkamızı döndüğümüzde neler görüyoruz geride? Yüzümüzde tebessüm yaratan anlar var mı, diğerlerinden bu yılı farklı kılan anlamlar var mı? Bu yıla gerçekten damgasını vuracak birkaç anımız varsa ve bundan yıllar sonra “ Yıl 2006…Nasıl da …” diye başlayan cümleler kurabileceksek şanslı saymalıyız kendimizi.
Ülke içinde yaşadığımız birçok haberden etkilendik belki de. Çelişkileri düşündük. Gazeteler, televizyonlar yine birçok manzarayı ve birçok gerçeği taşıdı evimize. Ne sahneler gördük ve düşündük… Bazen milletimizin halini öylece seyrediverdik bazen tartıştık durduk.
İşimizle ilgili sorunlarla karşılaştık. Bazen çözdük bazen zorda kaldık. Rekabeti gördük. Kıskandık belki de. Memnun olmadık her sabah işe gelmekten ama mesai sonrası sevinçle dağıldık ayrı ayrı. Daha günün başında “ Akşam olsa da gitsek!” derken bazen o gün kendimiz için ne yaptığımızı bilemeden uyuyakaldık koltuk üzerinde. Bazen iş hayatımızı at yarışlarına benzettik. İlk sıradaki atın önü açıktı ama arkadan gelen iki atın önü öndekinden toz dumandı. Kısmen kapalıydı önleri. Ve bu yüzden biraz olsun önde yer almak istedik. Kimimiz birçok bilgiyi ekledi kendine, kimimiz çalışmalarında beklenilmeyen performans gösterdi kimi ise bir sonra ki yıla aktardı beklentilerini.
Ve hayatımız sadece bir yönden oluşmuyordu. Bazen fiziksel bazen duygusal ve bazen görsel beynimizi kullandık her şeye karşı. Üşüdük ısınmak istedik. Farklı şartlara uyum gösterdik. Hayaller kurduk-canlandırdık kafamızda her şeyi. Bazen düşündüğümüzün çok daha üstünde olduğumuzu fark ettik ya da tam tersi altındaydık. Bu yıl belki de geçmiş deneyimlerimizle hareket ettik aynı hataları yapmadık daha güçlü olduk zorlukların karşısında. Geçmişimizden korktuk ama geleceğin de bir parçası olmak istedik. Geçmişimizden korkarak set çektik istediğimiz şeylere ve farkında olmadan yarınımızı ipotekledik.
Özel hayatımıza birçok şeye sığdırdık. Gitmek isteyene “kal” diyemedik. Yaşadığımız birçok güzelliğin sonu zorunlu getirilince yaşananlara “yalan mıydı” diye sorduk, cevap alamadık. Gölgeleri asılları ile kıyaslayarak yanlışlar yaptık. Geçmişin gölgesinde kaldık gerçekleri göremedik. Kendimizle ilgili birçok şeyi aşarak yaşadığımız güzellikleri devam ettirebilmek için çok zorladık belki de şansımızı. En çok da paylaştıklarımız iz bıraktı yüreğimizde. Bazen dar geldi her yer, duramadık hiçbir yerde. Kalabalık ortamlarda öylesine yalnız kaldık ki ne dinleyebildik ne konuşabildik. Her gece ama her gece farklı saat dilimlerinde aynı rüyaları gördük. Her sabah uyandığımızda “çık artık hayatımdan” dedik. Ve bazen ayaklarımız yere basmadı. Midyeler topladık denizden. Yazın uzun akşamlarında uzun uzun oturduk canımız hiç ama hiç kalkmak istemedi olduğumuz yerden. Manzaranın en güzel olduğu yollardan geçtik. Hayaller kurduk. Yaşayamayacağımızı sandığımız anları yaşadık. Tüm yaşananlara anlamlar yükledik.
Şarkılarımız oldu. En mutlu, en çılgın, en bunalım anlara imza atan şarkıları söyledik. İçlerinden en çok beğendiğimizi belki de defalarca dinledik. Şarkımızı seçtik ve o şarkılarda hep bir şeyler film şeridi gibi geçti önümüzden. Ya devam ediyorduk yaşamaya ya da anıyorduk geri kalan izleri saygıyla.
Yaşamanın sorumluluğunu üstlenenler ve bu cesareti gösterenler istedikleri gibi bir yılı oluşturabildiler. Kendi önüne engel koymadan kendinin en büyük destekçisi olanlar mutlu oldular.
Siz en iyisi bu yıl, sevdiğiniz işi yapın ve mutlu olduğunuz insanlarla olun. Bırakın zamanı o zaten akacak yolunda su gibi…
Petek Kutlu - 25 Aralık 2006, Pazartesi
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
“Geride nasıl bir miras bırakmak istersin?”
Zor bir soru. Düşünün biraz.
Hatta yazıyı okumaya bir-iki dakika ara verin.

Sanırım ben kendim için buldum sonunda.
“Başarmış olmayı” bırakmak istiyorum miras olarak. Evet; başarmış olmak.
- Sık ve çok gülebiliyorsan,
- Akıllı insanların saygısını, çocukların sevgisini kazanabiliyorsan,
- Dürüst eleştirmenlerin takdirini alabiliyorsan,
- Sahte dostlarının ihanetine katlanabiliyorsan,
- Güzelin değerini biliyorsan,
- Diğer kişilerde en iyiyi bulabiliyorsan,
- Daha iyi bir dünya için geride ister sağlıklı bir çocuk, ister iyileştirilen bir sosyal durum, ister ufak bir parça yeşil bahçe bırakabiliyorsan,
- Tek bir kişi bile olsa, biri senin varlığından ötürü daha rahat nefes alabiliyorsa…
İşte bu “başarmış olmaktır” demiş Amerikalı yazar, şair ve filozof Ralph Waldo Emerson (1803-1882).
Emerson’un bu tanımındaki herşeye, ancak en çok da son söylediğine katılıyorum:
“Tek bir kişi bile olsa, biri senin varlığından ötürü daha rahat nefes alabiliyorsa…”
Yatların boy uzunluğu, katların sayısı, arabaların markası, şirketteki odaların büyüklüğünün “başarı” tanımı olduğu hırs dolu bugünkü dünyamızda çoğu insan için ne kadar cılız kalıyordur bu tanım. Kendi vicdanlarını da vergiden düştükleri üç beş kuruşluk bağışlarla satın aldıkları için rahattır içleri.
Var mı gerçekten o kişi, tek bir kişi bile olsa?
Bakın bu bana (daha önceden bir mail ile haberdar olduğum, sanırım daha sonra “Çılgın Türkler” kitabında da yer alan) bir hikayeyi hatırlattı:
Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar.
Asker teğmenine koştu hemen: “Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi?” Teğmen “delirdin mi?” der gibi bakar askere, ve;
“Gitmeğe değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!” Ama asker o kadar ısrar eder ki, teğmen izin vermek zorunda kalır: “Peki o zaman, dene bakalım!”
Asker yoğun ateş altında fırlar siperden ve mucize eseri arkadaşının yanına kadar gider, ve taşır yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi. Yuvarlanırlar birlikte siperin içine.
Teğmen koşup yaralıya bir göz atar ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere dönüp:
- Sana hayatını tehlikeye atmaya değmez dememiş miydim! Bu zaten ölmüş.
- Değdi komutanım, değdi!
- Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?
- Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu… Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için…
Ve, hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarlar:
“Geleceğini biliyordum!“
…
Eğer sizin de “Geleceğini biliyordum!” diyebildiğiniz kişileriniz varsa bu hayatta, yaşarken… Bence işte o zaman siz başarılısınız…
Bilmem ister miydiniz siz de böyle bir miras bırakmayı?
————————————————————
www.fikiratolyesi.com'dan Alıntıdır.
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı